<?xml version="1.0" encoding="utf-8" ?>
<rss version="2.0" xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom">
    <channel>
        <title>Yolcu Obası</title>
        <description>Nefes mi alıyoruz ne...</description>
        <link>http://yolcuobasi.blogcu.com</link>
        <lastBuildDate>Mon, 09 Nov 2009 10:49:12 +0200</lastBuildDate>
     
        <item>
            <title>Hayata dair ne varsa 1</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/hayata-dair-ne-varsa-1_52963761.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/hayata-dair-ne-varsa-1_52963761.html</guid> 
            <description>&lt;br /&gt;Merhaba uzaylılar...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&amp;Ouml;ncelikle yeni bir g&amp;uuml;ne g&amp;uuml;naydın demek istiyorum huzurlarınızda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aklıma takılan (aslında takılmayıp gelen) ayrıntıları bug&amp;uuml;nk&amp;uuml; k&amp;ouml;şemde paylaşmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman kavramından giriş yapalım isterim. (iddaalı konuşmak ve okuyucuyu b&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir sona hazırlamak) Bir yerde de duymuş olabilme ihtimalimle birlikte benimsediğim bir d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nce vardır zamanla ilgili.&lt;br /&gt;Zaman bize &amp;ouml;ğretilen midir yoksa zaten doğa da varolan birşey midir? &lt;br /&gt;Tatmin olmadıysanız bir de şunu dinleyin. Hayata dair ne varsa/herşey zamanı kısaltmak i&amp;ccedil;in bir &amp;ccedil;abadır. Zamanı madem biz oluşturduk tekrar oynayabilir miyiz? G&amp;ouml;r&amp;uuml;n&amp;uuml;şe g&amp;ouml;re oynayabiliyoruz. Teknoloji geliştik&amp;ccedil;e&lt;br /&gt;insanlar gidilen yolu, işlem vakitlerini, d&amp;uuml;ş&amp;uuml;nme hızlarını(karşılaştırmalı) ve daha bir&amp;ccedil;ok şeyi hızlandırmışlardır. Bu insan &amp;ouml;mr&amp;uuml;n&amp;uuml; nasıl etkilemiştir? Zaman penceresinden bakarsak uzatmış mıdır? Neyse işi konunun &lt;br /&gt;uzmanlarına bırakmak daha iyi. Peki zamanı insanoğlu oluşturmayıp ilk insan doğduğundan/oluştuğundan itibaren ona verildiyse? Kısaltmak veya uzatmak m&amp;uuml;mk&amp;uuml;n m&amp;uuml;d&amp;uuml;r? En iyisi mi konuyu en uzmana bırakalım. yallahhh...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milletlere de değinmek isterim. Şimdi nerede bir japon konuşurken duysam kendimi tutamam g&amp;uuml;lesim gelir. Japon kardeşim bireysel algılama ama diliniz bizim dilimize &amp;ccedil;ok komik geliyor. Ne o &amp;ouml;yle &quot;haraguraaaa magagaa&amp;ccedil;uhaaAaAaA)&lt;br /&gt;Bir de genizden konuşmaları yok mu g&amp;ouml;ren fransız tohumu sanacak bu japonları. Fransa nere japonistan nere dimi ama?(hee, di!) Anglo-saksonları da es ge&amp;ccedil;memek lazım tabi. Konuşmalarında doğal bir &amp;ccedil;ekicilik var. &lt;br /&gt;İnsanın irlandalı, isko&amp;ccedil; falan olası geliyor. Bir de o sa&amp;ccedil;larındaki kuyruklar falan yok mu.zenciler gibi kel ya da kıvırcık kısa sa&amp;ccedil; falan olsalar heralde hi&amp;ccedil; de bu konuştukları a.. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/hayata-dair-ne-varsa-1_52963761.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2009 23:58:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Zamanın Beşiğinde Maneviyat</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/zamanin-besiginde-maneviyat_52963501.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/zamanin-besiginde-maneviyat_52963501.html</guid> 
            <description>&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;b&gt;Z&lt;/b&gt;or g&amp;uuml;nlerden ge&amp;ccedil;iyordu &amp;ccedil;ocuk. Kimilerinin yakınına bile yaklaşamayacağı kimilerinin ise itibar bile etmeyeceği zamanlar. Yorulmuştu yıpranmıştı. İ&amp;ccedil;inde kopan fırtınaları olabildiğince birilerine anlatmak, telefona,bilgisayara tuşlamak, m&amp;uuml;rekkep t&amp;uuml;ketmek istiyordu. Kafasından olabildiğince uzaklaştırabilmek ve kalbine siparişlemek istiyordu. Soracağı soruların yanıtını kalbinden almak istiyordu. Bir derin aklına s&amp;ouml;z ge&amp;ccedil;iremiyor kalbinden hesap soruyordu. İşte t&amp;uuml;m sıkıntısı burada yatıyordu. Kalbi ile aklı arasındaki uzlaşmazlıkta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ona g&amp;ouml;re akıl zeka değil irade idi. Kalp ise duygu; ger&amp;ccedil;ek maneviyat idi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıllı olduğunu fakat her zaman bunu kullanamadığının farkındaydı &amp;ccedil;ocuk. Her g&amp;uuml;n lanet okuyordu kaderine. Yazılmış olanı değiştiremiyordu ne de anlatabiliyordu. Anlatmaya kalktığı her an kendinden bir par&amp;ccedil;ayı feda ettiğini hissediyordu. Yanlış da hissetmiyordu. Ediyordu. Aklı ile kalbindeki &amp;ccedil;atışmayı hissettiriyor ve kimseden tam g&amp;uuml;ven alamıyordu. Gen&amp;ccedil; adamı en &amp;ccedil;ok &amp;uuml;zen de buydu bu hayatta. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Temiz kalpliydi &amp;ccedil;ocuk. H&amp;uuml;manist bir kalbi vardı. İnsanları kalpten seviyor aklında ise reddediyordu. Eleştiriyor, beğenmiyordu. Yalnızca aklını bir kara pe&amp;ccedil;e ile bağlayıp kalbini ılık d&amp;uuml;ş&amp;uuml;ncelerle yıkadığında insanların i&amp;ccedil;ini g&amp;ouml;rebiliyor ve onları oldukları gibi kabul ediyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamayı seviyordu. O g&amp;uuml;n her ne olursa olsun ertesi g&amp;uuml;n yoluna bakıyordu. Bunu i&amp;ccedil;in g&amp;uuml;neşin bile batmasına gerek yoktu. Dakikalar sonra kalbi devreye girebiliyor ve aklını falakaya yatırıp &amp;ouml;z&amp;uuml;r diletiyordu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Enerjisi &amp;ccedil;ok y&amp;uuml;ksekti. K&amp;uuml;&amp;ccedil;&amp;uuml;kl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;den beri denemediği aktivite kalmamıştı. Ama hi&amp;ccedil;bir aktivitesini bir başkasından g&amp;ouml;rerek yapmıyordu. Kalbinde tartıyor ve kendini .. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/zamanin-besiginde-maneviyat_52963501.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Tue, 13 Oct 2009 22:54:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Acımasız Dünya</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/acimasiz-dunya_46825991.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/acimasiz-dunya_46825991.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Bir su damlası&amp;hellip; Bir su birikintisinden buharlaşır, g&amp;ouml;ğ&amp;uuml;n merdivenlerine &amp;ccedil;ıkar, bulutta mola verir ve bazen hırkasını sırtına atarak bazen de yerden geldiği şekilde ikindileri yol alır koşarcasına iner g&amp;ouml;ğ&amp;uuml;n merdivenlerinden. Yağmur b&amp;ouml;yle bir macera yaşarken aradan &amp;ccedil;ok uzun zaman ge&amp;ccedil;miştir. Peki insan ne yapmıştır bu s&amp;uuml;rede? O bir damla suyun yaptığı işi hi&amp;ccedil;e sayarcasına evlerini pis fabrikalarından &amp;ccedil;ıkan atıklarıyla boyamış, hemcinsine veremediği saygıyı, doğaya da verememiştir!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Niye insanlar gelişmek isterken hep batarlar? Bu sorunun cevabı d&amp;uuml;nyanın varoluşundan gelir. D&amp;uuml;nya bize bir nimet olarak verilmiştir. &amp;Uuml;zerinde yaşayabileceğimiz, ekin-mahsul yetiştirebileceğimiz ve harcayabileceğimiz bir nimet&amp;hellip; Ama bu nimetleri kullanırken sanki hi&amp;ccedil; bitmeyecekmiş gibi kullanıyoruz. Bize verilen bu l&amp;uuml;tufları dengesizce harcamaktan ka&amp;ccedil;ınmıyoruz. D&amp;uuml;nyayı yok etme konusunda kendine aşırı g&amp;uuml;venmeyi en &amp;ccedil;ok &amp;ldquo; Orta&amp;ccedil;ağ Avrupası&amp;rdquo;nda g&amp;ouml;r&amp;uuml;r&amp;uuml;z. Oluşan sanayi devrimi ile d&amp;uuml;nya bir daha hi&amp;ccedil; &amp;ccedil;ıkamayacağı bir &amp;ccedil;ıkmaza s&amp;uuml;r&amp;uuml;klenir. İnsanın kendine ve yeşile zarar vermesi doğanın da g&amp;uuml;c&amp;uuml;ne gider&amp;nbsp; ve doğa kendine zarar vermeye başlar. Belki de biz hatalarımız telafi edemezsek doğanın ve bizim sonumuz gelecek!&lt;/p&gt; </description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 04:05:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>İnsancıl Adalett</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/insancil-adalett_46825961.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/insancil-adalett_46825961.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;Bilinmezliğin i&amp;ccedil;inde bir nokta&amp;hellip; D&amp;uuml;nya&amp;hellip; D&amp;uuml;nyamız yıkılıyor, &amp;ccedil;&amp;ouml;k&amp;uuml;yor. &amp;ldquo;Dur&amp;rdquo; s&amp;ouml;zc&amp;uuml;kleri yetersiz. Yaşam alanları &amp;ouml;l&amp;uuml;yor, insanlar &amp;ouml;l&amp;uuml;yor ve en &amp;ouml;nemlisi insanlık &amp;ouml;l&amp;uuml;yor. Herkesin kendi adaletini sağladığı d&amp;uuml;nyada yaşam koşulları gittik&amp;ccedil;e zorlaşıyor ve d&amp;uuml;nya kabuğuna &amp;ccedil;ekiliyor, derin bir uykuya yatıyor. Kıyamete kadar hi&amp;ccedil; uyanmayacağı bir uyku&amp;hellip;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;Kendi yaşam alanımızı daralttığımız bir d&amp;uuml;nyada yaşıyoruz. Birbirimiz &amp;ouml;ld&amp;uuml;r&amp;uuml;yoruz, birbirimizle savaşıyoruz ve insan haklarını &amp;ccedil;iğniyoruz. İnsan haklarının &amp;ccedil;iğnendiği bir ortamda ne &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de adaletten ve temel hak ve &amp;ouml;zg&amp;uuml;rl&amp;uuml;klerden bahsedilir bilinmez. Temel haklarımız olan; &amp;ldquo;yaşama hakkına, kişi dokunulmazlığı hakkına, &amp;ouml;zel yaşamın gizliliği hakkına vd.&amp;rdquo; s&amp;uuml;rekli m&amp;uuml;dahaleler olmaktadır. Ve bunu insan haklarını yerine getirmek isteyenler yapmaktadır. Bir de insan haklarını &amp;ccedil;iğneyeceğim diyenler b&amp;ouml;yle yapsa ne olur acaba bu yeşil gezegen!&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;İnsan haklarına m&amp;uuml;dahalenin hi&amp;ccedil;bir mazereti olamaz. Bize bu haklar doğuştan insan olmamız nedeniyle verilmiş haklardır ve kimsenin bunu ne &amp;ccedil;iğnemeye ne de m&amp;uuml;dahale etmesine hakkı vardır! En basitinden bir &amp;ouml;rnek vermek gerekirse; &amp;ldquo;Yaşama hakkı&amp;rdq.. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/insancil-adalett_46825961.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 04:01:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>24 Kasım</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/24-kasim_46825691.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/24-kasim_46825691.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/b&gt;&amp;Ouml;ğretimci veya eğitimci bize ne ifade ediyor? Eğitimci denince ne aklımıza geliyor? Herkes eğitimci olabilir mi? G&amp;uuml;n&amp;uuml;m&amp;uuml;z&amp;uuml;n ger&amp;ccedil;ek eğitimcileri kimlerdir? T&amp;uuml;m bu soruların cevabı &amp;ldquo;okul&amp;rdquo; denen eğitim yuvasında gizli&amp;hellip;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Her insan bir &amp;ouml;ğretimcidir. Hayattan s&amp;uuml;rekli bir şey &amp;ouml;ğrenir ve onu &amp;ouml;ğretir. Ama i&amp;ccedil;imizdeki ger&amp;ccedil;ek eğitimciler, biz &amp;ouml;ğrencilerin s&amp;uuml;rekli şikayet ettikleri &amp;ouml;ğretmenlerimizdir. Toplumdaki bilgi akışını sağlayan onlardır. Bilgi &amp;uuml;reten ve pazarlayan yine onlardır. Bizleri hayata hazırlayan kıymetlerini bilmediğimiz &amp;ouml;ğretmenlerimizdir. Hayatın acı suyunu i&amp;ccedil;ip yetiştiğimizde ve bir yerlere geldiğimizde kendimize sorar mıyız ki bu kadar bilgiyi biz nereden aldık diye! Acaba merak eder miyiz, ger&amp;ccedil;ek eğitimi ne zaman, nerede ve kimden aldık diye?&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;Ouml;ğretmenlerimiz, n&amp;acirc;m-ı diğer</description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 03:53:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Özlenen</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/ozlenen_46825481.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/ozlenen_46825481.html</guid> 
            <description>&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; Tarih on sekizinci asrın sonlarını işaret ediyordu. Balkanlarda siyasi bir boşluk ve otorite zayıflığı vardı. Her ulus kendi bağımsızlığı i&amp;ccedil;in ayaklanmış, kardeş kardeşi katlediyordu. Osmanlı siyasi ve ekonomik bir &amp;ccedil;ıkmaza girmiş, ilan edilen meşrutiyet Osmanlı Devleti&amp;rsquo;ne yaramamış ve bağımsızlığımızı elimizden alan D&amp;uuml;y&amp;ucirc;n-u Umumiye ile Osmanlı kendini s&amp;ouml;m&amp;uuml;rgeci &amp;uuml;lkelerin avucunda bulmuştur. İşte b&amp;ouml;yle bir d&amp;ouml;nemde Osmanlı&amp;rsquo;nın bir kurtarıcıya ihtiyacı vardı. Bu kurtarıcı Selanikli Mustafa idi.  &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Mustafa Kemal &amp;ouml;ğrencilik hayatı boyunca disiplinli bir &amp;ouml;ğrenci olmuş, g&amp;ouml;rev ve sorumluluklarını &amp;ccedil;ok iyi bilen ve ona bahşedilen zekayı &amp;ccedil;ok iyi kullanan bir kişiliğe sahip olmuştur. Onun bu kıvrak zek&amp;acirc;sı ilerde onun kısa zamanda b&amp;uuml;y&amp;uuml;k işler yapmasını sağlayacaktır. Mustafa Kemal ismini, halk ilk kez Hareket ordusunun kurmay y&amp;uuml;zbaşısı olarak tanır. Daha sonra n&amp;acirc;mını &amp;ldquo;Trablusgarp Savaşı ve &amp;Ccedil;anakkale Savaşları&amp;rdquo; ile duyuracaktır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Nihayet 9 Eyl&amp;uuml;l 1922&amp;rsquo;de T&amp;uuml;rk Ordusu, memleketimizi yıllardır s&amp;ouml;m&amp;uuml;ren d&amp;uuml;şman kuvvetlerini İzmir&amp;rsquo;de denize d&amp;ouml;ker ve memleketin tam bağımsızlığını b&amp;uuml;y&amp;uuml;k &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;de sağlar. Daha sonra halifelik ve saltanatlığın kaldırılması ve cumhuriyetin ilanıyla devletimiz ve milletimiz tam bağımsızlığına kavuşur. Bundan sonra uzun.. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/ozlenen_46825481.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 03:47:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Madendeki Cevher</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/madendeki-cevher_46825391.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/madendeki-cevher_46825391.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&lt;/b&gt;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&lt;b&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &lt;/b&gt;Asırların birikimi bir hazinedir dil. Konuşmak da, yaşatmak da &amp;ccedil;aba ister. Ulusların k&amp;uuml;lt&amp;uuml;r birikimidir. K&amp;uuml;lt&amp;uuml;r ve tarih birikimi&amp;hellip;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dile kazanılan her s&amp;ouml;zc&amp;uuml;k bir altın değerindedir. T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;emiz de saray dolusu altından oluşan bir hazine. Eskiden bu hazine, ayarı y&amp;uuml;ksek saf altınlardan oluşurdu. Şimdi ise karşılaştığı her t&amp;uuml;ccarın altınını &amp;ouml;l&amp;ccedil;&amp;uuml;p bi&amp;ccedil;meden cebe atan bir kervansaray hanı. Dilimize farkında olmadan soktuğumuz kelimeler bizi bizden uzaklaştırdı. Kendimizi, konuştuğumuz dili tanıyamaz olduk. Kelimeler hayatımızdan teker teker koptu. Kırklı yılları olgunluk &amp;ccedil;ağında yaşamış bir adamı koysak karşımıza, sohbet etmek istesek, bunu yapamayız. &amp;Ccedil;&amp;uuml;nk&amp;uuml; aynı dili konuşmuyoruzdur. O T&amp;uuml;rk&amp;ccedil;e konuşuyor biz ise melezleşme aşamasında bir dili konuşuyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Dili geri kazanmak i&amp;ccedil;in elimizden geleni yapmalıyız. Okuyalım; bir Yahya Kemal, bir Mehmet Akif, bir Halide Edip&amp;hellip; Bir şey kaybetmeyiz. T&amp;uuml;m gen&amp;ccedil;lere sesleniyorum; yaşamdan saatlerinizi &amp;ccedil;alan bilgisayar ye.. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/madendeki-cevher_46825391.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 03:43:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Yorgun Çevre</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/yorgun-cevre_46825141.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/yorgun-cevre_46825141.html</guid> 
            <description>&lt;p align=&quot;center&quot;&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp; &amp;nbsp;&amp;nbsp;D&amp;uuml;nyamızın ve neslimizin geleceğini tehdit eden en b&amp;uuml;y&amp;uuml;k unsurlardan biri &amp;ccedil;evresel atıklardır. G&amp;uuml;nden g&amp;uuml;ne artan &amp;ccedil;evre sorunları karşısında doğamız bir &amp;ccedil;&amp;ouml;pl&amp;uuml;ğe daha doğru bir tabirle bir bataklığa d&amp;ouml;n&amp;uuml;şmektedir. Yaşanılabilir, sağlıklı ve temiz alanlar daralmakta, &amp;ccedil;evre dengesi bozulmaktadır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Yaşam hem bizim i&amp;ccedil;in hem de doğa i&amp;ccedil;in giderek daha sorunlu ve zor hale gelmektedir. Bindiğimiz arabadan tutun da, kullandığımız spreylerle, elimizden d&amp;uuml;ş&amp;uuml;rmediğimiz cep telefonlarıyla &amp;ccedil;evreye ve dolaylı olarak yine kendimize zarar veriyoruz.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp;&amp;nbsp; Evlerde kullanılan pil sayısına bakın bir kere! Duvar saatinin pili televizyon kumandasının pili... Kullanılmış dahi olsa &amp;ccedil;&amp;ouml;plere atılan bu pillerin i&amp;ccedil;indeki kimyasal maddeler toprağa ve suya karışarak bizlere zehir olarak geri d&amp;ouml;necektir. Bu konudaki en iyi &amp;ccedil;&amp;ouml;z&amp;uuml;m yolu ise kullan-at piller yerine yeniden doldurulabilir piller kullanmaktır.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&amp;nbsp;.. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/yorgun-cevre_46825141.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 03:38:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Ergenlik Fıkram/Meclis Gaf</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/ergenlik-fikram-meclis-gaf_46824471.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/ergenlik-fikram-meclis-gaf_46824471.html</guid> 
            <description>B&amp;uuml;y&amp;uuml;k bir metropol&amp;uuml;n &amp;uuml;nl&amp;uuml; bir iş binasında sigara yasağı başlar ve bina idarecisi tuvaletleri tek tek yoklar...Abd&amp;uuml;lhey kapı &amp;ouml;n&amp;uuml;nde beklemektedir ve idareci tuvalete doğru seri adımlarla teftişe gelmektedir,kapıda n&amp;ouml;bet tutan Abd&amp;uuml;lhey koşar adım tuvalete girer ve i&amp;ccedil;erideki kapının birinin arkasında duran Cemal'e seslenir;&lt;br /&gt;-&quot;La Cemal at şu sigarayı idareci geliyor teftişe&quot; der ve Cemal her zamanki y&amp;uuml;z ifadesiyle;-&quot;Satarım her şeyi satarım, babalar gibi satarım.&quot;-&quot;Ne alaka Cemal?&quot;Kemal seri hamlelerle elindeki sigarayı Abd&amp;uuml;lhey'in eline sıkıştırır ve tam o anda başbakan i&amp;ccedil;eri girer!İdareci:-&quot;Ne bu elindeki laaan!&quot; der.Abd&amp;uuml;lhey birşey demeye fırsat kalmadan idareci &quot;hadi y&amp;uuml;r&amp;uuml;&amp;uuml;!!! Cemal'i de al git!!!&quot; diye bağırır.İkili kapıdan &amp;ccedil;ıkarken Cemal der ki;-&quot;Seni de satarım&quot;....... ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/ergenlik-fikram-meclis-gaf_46824471.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Wed, 01 Jul 2009 03:27:00 +0300</pubDate>        
        </item>
             
        <item>
            <title>Kalktım</title>
            <link>http://yolcuobasi.blogcu.com/kalktim_44951521.html</link>
            <guid>http://yolcuobasi.blogcu.com/kalktim_44951521.html</guid> 
            <description>&lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;Alarmım &amp;ccedil;almadan kalktım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Onbire kurmuştum.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Onbirde arandım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Abimle barışma kahvaltısı yapacaktım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Farkındalıksız uyanabilmek i&amp;ccedil;in tv&amp;rsquo;yi a&amp;ccedil;tım ve perdelerin karartığı loş odamda ekrana daldım ne izlediğimi hatırlamadığım şeylere baktım.&amp;nbsp; Tv&amp;rsquo;yi kapattım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Kettle&amp;rsquo;a dolaptan &amp;ccedil;ıkardığım soğuk suyu koydum bastım d&amp;uuml;ğmeye. Duş aldım. Bornozumu giydim. Bilgisayarımı a&amp;ccedil;tım ve her sabah dinlediğim rutinim olan m&amp;uuml;ziğimi a&amp;ccedil;tım. Kafamda irlada yelleri esti.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;İ&amp;ccedil;i bol kahve dolu kocaman mavi kupama sıcak suyu koydum. Şeker atmadım. Sigaramı yaktım yıpranmış zippomla. G&amp;uuml;neş g&amp;ouml;zl&amp;uuml;ğ&amp;uuml;m&amp;uuml; taktım. Evden gelen ve yen(e)meyen keklerden birka&amp;ccedil; tane aldım ve balkona &amp;ccedil;ıktım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Tiz bir ıslıkla g&amp;uuml;vercinlerimi &amp;ccedil;ağırdım. Karşı &amp;ccedil;atılardan s&amp;uuml;z&amp;uuml;le s&amp;uuml;z&amp;uuml;le geldiler. Kırıntıladım keklerimi. Eğimli &amp;ccedil;atıma serptim yavaş yavaş kekleri. Sigaram dudağımı yaktı bir tane daha yaktım. İ&amp;ccedil;im huzurlu bir şekilde g&amp;uuml;vercin fonlu a4 ve Ankara manzarama baktım.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Abim gelmedi. Kontorum yoktu arayamadım. Seda sayanın oynadığı pepsi reklamı aklıma geldi. Ama evde coca cola&amp;nbsp; vardı.&lt;/p&gt; &lt;p&gt;Bir sigara daha yaktım ve tanrıya sordum cevap vermedi. Şebeke mesgul bağnazlarla&amp;hellip;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;G&amp;ouml;zlerim karardı a&amp;ccedil;lıktan ve arayan soran olmadı&amp;hellip;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nbsp;&lt;/p&gt; &lt;p&gt;&amp;nb.. ( &lt;a href=&quot;http://yolcuobasi.blogcu.com/kalktim_44951521.html&quot;&gt;devamı &lt;/a&gt;)</description>
            <pubDate>Sun, 31 May 2009 13:29:00 +0300</pubDate>        
        </item>
        <atom:link href="http://yolcuobasi.blogcu.com/rss.php" rel="self" type="application/rss+xml" />
</channel>
</rss>