Yolcu Obası

Yolcu Obası

Sinema film fragman
ve muhabbet yeri!
Photobucket Photobucket Photobucket Photobucket Suskunlukla geçiştirilmiş tüm hakikatler zehirlidir.

Zamanın Beşiğinde Maneviyat

13/10/2009
Kategori: Yazımhane



Zor günlerden geçiyordu çocuk. Kimilerinin yakınına bile yaklaşamayacağı kimilerinin ise itibar bile etmeyeceği zamanlar. Yorulmuştu yıpranmıştı. İçinde kopan fırtınaları olabildiğince birilerine anlatmak, telefona,bilgisayara tuşlamak, mürekkep tüketmek istiyordu. Kafasından olabildiğince uzaklaştırabilmek ve kalbine siparişlemek istiyordu. Soracağı soruların yanıtını kalbinden almak istiyordu. Bir derin aklına söz geçiremiyor kalbinden hesap soruyordu. İşte tüm sıkıntısı burada yatıyordu. Kalbi ile aklı arasındaki uzlaşmazlıkta.

Ona göre akıl zeka değil irade idi. Kalp ise duygu; gerçek maneviyat idi.

Akıllı olduğunu fakat her zaman bunu kullanamadığının farkındaydı çocuk. Her gün lanet okuyordu kaderine. Yazılmış olanı değiştiremiyordu ne de anlatabiliyordu. Anlatmaya kalktığı her an kendinden bir parçayı feda ettiğini hissediyordu. Yanlış da hissetmiyordu. Ediyordu. Aklı ile kalbindeki çatışmayı hissettiriyor ve kimseden tam güven alamıyordu. Genç adamı en çok üzen de buydu bu hayatta.

Temiz kalpliydi çocuk. Hümanist bir kalbi vardı. İnsanları kalpten seviyor aklında ise reddediyordu. Eleştiriyor, beğenmiyordu. Yalnızca aklını bir kara peçe ile bağlayıp kalbini ılık düşüncelerle yıkadığında insanların içini görebiliyor ve onları oldukları gibi kabul ediyordu.

Yaşamayı seviyordu. O gün her ne olursa olsun ertesi gün yoluna bakıyordu. Bunu için güneşin bile batmasına gerek yoktu. Dakikalar sonra kalbi devreye girebiliyor ve aklını falakaya yatırıp özür diletiyordu.

Enerjisi çok yüksekti. Küçüklüğüden beri denemediği aktivite kalmamıştı. Ama hiçbir aktivitesini bir başkasından görerek yapmıyordu. Kalbinde tartıyor ve kendini ona veriyordu. İşbirliği yönü zayıftı çocuğun. Kendince yaşamayı seviyordu. Dünya kendi etrafında dönsün istiyordu çoğu zaman. Bu kadar kalabalık bir dünyada bu yaptığı bencillikten daha da ötelerde hissettiriyordu kendisini çevreye. Ama unutuyordu. İnsanlar sandığı kadar kötümser değillerdi.

Ve yaşadığı her dakika da hissediyordu çocuk içindeki geç kalmışlığı. Herşey için geçti onun için.  Hep anı yakalamak isteyen bu genç adam anın büyüsünde kayboluyordu. Sanki başka bir dünyadan gelmişti. Yaşamanın en derin arzuları ile doluydu öyle ki umursamazdı içtiği zamanlar. Umursamazdı ki büyü kaybolmasın, hapsetmesin kendini aklının parmaklıklarında.

Doğru veya yanlış yoktu onun için. Sadece sebep ve sonuç vardı. Kimine göre en kötü düşüncelerin bile bireysel bir haklılığı vardı.  En saf,temiz ve doğru varsayılan düşünceler ise onun için sadece bir analiz konusuydu.

Özgür olmaya ve davranmaya hayrandı kahramanımız. Fikirsel özgürlük onun için diğer tüm özgürlüklerden ağır basardı.  Özgür olduğunu hissettiği her an kendisi ve çevresiyle bir bütün olur ve tüm kilitleri kırmaya heveslenirdi.

 Gözlerin kendi üstünde olduğu zamanlar çok heyecanlanır, kendinden soğur, bir hiçmiş gibi davranırdı. Bunu değiştiremezdi. Belki tamir edebilirdi ama. Deniyordu. Kalbindeki ışığı aklının perdelerine de yansıtmaya çalışırdı.

Onun için uyurken kalbine düşenler birer aynaydı. Kimi zaman dev bir aynaya baktığını hisseder, gururlanır, içi şevkat ile dolardı.  Kimi zamanlar ise sudaki bulanık görünütüsüne bakarken görür kendini ve aklındaki tüm suyu kalbine akıtır orada barajlar kurup suyunu damla damla akıtırdı başka insanların kalplerine.

Yakışıklıydı çocuk. Kendini sevdiğini hissetiği her an tüm maddi görünümlerinde arınır ruhuyla yaşardı.

Kendine bakardı. Maddî açıdan düzenli bir hayat yaşamaya özen gösterirdi. Prensiplerini koyar ve hayatında hızla yol alırdı. Genelde düzgün görünmeye çalışırdı. Bunun toplumsal bir şartlandırma olduğunu bilir çoğunlukla zincirleri kırmaya cesaret edemezdi.

Çevresini önemseri bireyin kutsallığına inanır, kimseyi incitmemeye çalışırdı. Duygusuz biri değildi.

Henüz ise hiç aşık olmamıştı. En derin duygularını uzaktan yaşamıştı. Yeni yeni öğreniyordu bu işleri. Çok kez paralel geçmişti. Ama oturan da birşeyler vardı. Sevgi nedir, aşk nedir öğreniyordu, öğretiliyordu. Aşk hakkında ise tek bildiği şey bir kez aşık olunabileceği idi. Bİr kez ve sonsuz. Diğerlerinin gerçek aşk olduğuna inanmıyordu. Belki de çevresindeki güzel bayanlardan çok kez etkilenmiş ve ergenlik duyguları devreye girerek aşk sandığı şeyi başka türlü yorumlamıştı. Ama her tecrübesinde ne kadar yaklaştığının farkına varıyordu aynı zamanda ne kadar uzaklaştığının.

Kutsal zamanları vardı çocuğun. Kendisiyle başbaşa kalır ve tüm derdini kusardı içine. Yalnızlığa da pek bayılırdı.

Bir işe başladığında yarım bırakmayı sevmezdi. Belki de içindeki tezcanlılık buradan geliyordu. Ama adı gibi iyi biliyordu ki bunlar zaten içinde yazılmış olan kodcuklardı. Ancak yontabilirdi. Yontardı çünkü bu tezcanlılığını kalbi değil aklı yönetirdi. Aklına her uyduğunda pişman olur ve başladığı yere geri dönerdi. Bazen eksiden bile başladığı olurdu.

Yaşamanın tek manasının başlı başına yaşamın ta kendisi olduğunu iyi bilirdi. Nasıl ki bir testi çözerken testi tamamlayıp hepsi doğru olunca insan ayrı bir mutlu olur yaşamı da bir teste benzetirdi. Olabilidiğince az pişmanlık ve hatayla mutlu olmayı bilmekti hayat.

İşte tam bu yüzden, kolay adam değildi mağrur genç. Yaşamın çetrefilli yollarında yürür ama her zaman basit-sade hayata bir özlem duyardı. Antik hikayeleri ve tarihi sevmenin güzelliğini burada buluyor olsa gerek.

son.

Yorum yaz! :: Arkadaşına Gönder
0 yorum yazilmistir
« Önceki - Sonraki »
yolcuobasi